İCRA HUKUKUNDA BORÇLUNUN HALİNE MÜNASİP EVİNİN HACZEDİLEMEZLİĞİ

İCRA HUKUKUNDA BORÇLUNUN HALİNE MÜNASİP EVİNİN HACZEDİLEMEZLİĞİ

İcra ve İflas hukukunda haciz, borçlunun kendi isteği ile ödemekten kaçındığı bir borcundan ötürü, malvarlığına alacaklı lehine cebri icra kanalları vasıtasıyla el konulmasıdır. Haciz işleminin gerçekleştirilmesi esnasında, borcun ana tutarının, varsa faizi ve masraflarının tahsili açısından, borçlunun tüm mal ve hakları hacze konu olabilir. Ancak, bu hükümden borçlunun tüm malvarlığının haczedilebilir olduğu sonucu çıkarılmamalıdır. Nitekim İcra ve İflas Kanunu’nda borçlunun sosyal ve ekonomik koşulları gözetilerek, bazı mal ve hakları haciz kapsamı dışında tutulmuş ya da kısmen haczedilebilir kabul edilmiştir (İİK madde 82-83). İİK madde 82 kapsamında, 13 bent halinde sayılan hak ve malların haczi mümkün değildir. Yargıtay kararlarında da, borçlunun haline münasip evinin haczedilemez olduğu belirtilmektedir. Haczedilemeyen bu mal ve hakların, sosyal devlet olmanın bir şartı olduğu ve bu noktada borçlunun aile birliğinin korunmasının amaçlandığı söylenebilir.

Haline münasip ev, borçlu ile birlikte ikamet eden aile bireylerinin yaşadığı ve mesken sıfatına haiz yer olarak kabul edilmelidir. Mesken olarak nitelendirilen yerler, bağımsız ev, kat mülkiyeti, paylı ya da elbirliği mülkiyetinin söz konusu olduğu yerlerdir; fakat boş arsanın mesken olarak nitelendirilmesi mümkün değildir. Yargıtay’a göre, boş arsada yer alan temelin varlığına istinaden, ileride oraya yapılabilecek mesken sıfatına haiz bir evin inşa edileceği iddiası, bu arsanın haczedilemezliğini ortadan kaldırmamaktadır. Kanımızca, Yargıtay’ın bu yönde vermiş olduğu karar isabetlidir.

Ayrıca bir taşınmaz hakkında meskeniyet iddiasında bulunabilmek için, o taşınmazın tapuda kayıtlı olması ya da makul standartların üstünde vasıflara sahip olması gerekmez. Nitekim borçlu, tapu kayıtlarında arsa olarak belirtilen bir taşınmaz üzerine yapılan ev için haczedilmezlik iddiasında bulunma hakkına haizdir.

Haline münasip ev iddiasında bulunabilecek kişilerin belirlenmesi açısından, aile kavramının değerlendirilmesi gerekmektedir. Ailenin tanımı, Yargıtay kararlarında geniş anlamda yorumlanmış ve ailenin, borçlu ile birlikte ikamet eden, borçlunun geçimini sağladığı kişilerden oluştuğu kabul edilmiştir. Bu karardan, borçlunun bakmakla yükümlü olduğu, kendisi ile aynı çatı altında yaşayan kan ya da kayın hısımlığı bulunmayan kişilerin de meskeniyet iddiasında bulunma hakkına sahip olduğu sonucuna ulaşabiliriz.

Sosyo-ekonomik koşullar gözetildiğinde, borçlunun muhtaç duruma düşmesinin önlenmesi amacının yanı sıra, alacaklının da makul şartların üstünde bir haline münasip evde oturan borçlusuna karşı çıkarlarının korunması gerekmektedir. Çünkü borçlunun mesleği ve vasfı, onun gösterişli ve normal standartların üstünde bir evde oturmasını gerektirmez. Nitekim ilgili Yargıtay kararları da bu görüşü desteklemektedir. Borçlu ve alacaklı arasında bir menfaat dengesi kurulması adına bu görüşün önemli olduğu kanaatindeyiz.

Öte yandan, bir meskenin haczedilebilir olup olmadığı değerlendirilirken, borçlunun haciz anındaki sosyo-ekonomik durumu ve ailesinin gereksinimleri göz önüne alınır. Borçlunun müşkül duruma düşmesi kamu düzeni açısından sorunlar yaratabilecektir. Yaşama hakkına binaen, asgari düzeyde yaşamını sürdürebilme hakkına haiz olduğu unutulmamalıdır. Sosyal ve ekonomik açıdan muhtaç duruma düşen bir borçlunun, geçimini sağlamak maksadıyla hukuka aykırı eylemlerde bulunup toplumsal açıdan sorun teşkil etmesi kaçınılmazdır.

Haline Münasip Evin Haczedilemezliği İddiasının İleri Sürülebileceği Haller

İcra ve İflas Kanunu madde 82/12 hükmü esas alındığında, haline münasip ev iddiasında bulunabilmek için birtakım koşulların varlığı gerekmektedir. Bazı hallerde, borçlu haline münasip ev iddiasında bulunma hakkına haiz olmayacaktır. Bu iddianın ileri sürülebileceği haller değerlendirildiğinde, öncelikle borçlunun ikamet etmediği ev hakkında da meskeniyet iddiasında bulunabilme hakkına sahip olduğunu söyleyebiliriz. Yargıtay, bu konu ile ilgili vermiş olduğu bir kararında, borçlunun tapuda adına kayıtlı bir evde ikamet etmesinin zorunlu olmadığını ve bu kapsamda, borçlunun ilgili taşınmaz hakkında haline münasip ev iddiasında bulunma hakkına sahip olduğunu kabul etmiştir. Bu karara göre, borçlunun adına kayıtlı olan taşınmazlardan herhangi biri hakkında meskeniyet iddiasında bulunabileceği kanaatindeyiz.

Borçlunun kiraya verilen evine yönelik ya da bu evin kirasına yönelik haczedilemezlik iddiasında bulunma hakkı, kiraya verilen evinden başka evinin olmaması halinde mümkündür. Yargıtay’a göre de, borçlunun haline münasip ev iddiasında bulunabilmesi için mutlaka o taşınmazda ikamet etmesi gerekmez; nitekim bu durumda borçlu, kirada olan evi hakkında da haczedilemezlik iddiasında bulunabilir. İlgili karar, kiraya verdiği evin ücreti ile geçimini sağlayan bir borçlunun lehine bir durum oluşturmaktadır. Eğer borçlu muhtaç durumda ise, ihtiyaç halinde iki evi bile meskeniyet iddiasına konu olabilmektedir. Ek olarak, borçlunun tapusuz taşınmazına yönelik de haline münasip evin haczedilmezliği iddiasını öne sürebileceğine dair görüşler mevcuttur.

Borçlunun haline münasip evi üzerine haciz anından önce konulan ipotek, eğer haciz vaktinden önce kaldırılmışsa, bu durumda borçlu meskeniyet iddiasında bulunabilir.  Yargıtay’ın bu konu ile ilgili görüşü değerlendirildiğinde, haciz anından önceki bir dönemde ipotek edilen taşınmaz hakkında haczedilmezlik iddiasında bulunabilmek için, bu ipoteğin zorunlu ipotek değilse, en geç haciz tarihi itibariyle kaldırılmış olması gerektiği görülmektedir. Ayrıca, eğer bu ipotek zorunlu ipoteklerden olan mesken kredisi, esnaf kredisi, zira kredilerden biri ise bu durumda borçlu yine haczedilmezlik iddiasında bulunabilecektir. Yargıtay, bu kararını zorunlu ipoteğin haczedilmezlik şikâyetine engel teşkil etmeyeceği ilkesine dayandırmaktadır.

Paylı mülkiyete konu bir taşınmaz söz konusu olduğunda, borçlunun bu taşınmazdaki payı da haczedilmezlik iddiasına konu olabilmektedir. Ayrıca, borçlunun birden fazla eve sahip olması halinde de, hacze konu meskenine yönelik haline münasip ev iddiasında bulunabilir. Eğer hacze konu taşınmazda borçlu yerine yakınlarından biri ikamet etmekteyse, bu durumda da borçlu yine meskeniyet iddiasında bulunabilecektir.

Haline Münasip Evin Haczedilemezliği İddiasının İleri Sürülemeyeceği Haller

Borçlunun meskeniyet iddiasında bulunamayacağı bazı haller mevcuttur. Bu hallerden ilki, haciz anından sonra boş arsa üzerine inşa edilen yapı hakkında haline münasip ev iddiasında bulunulamayacağıdır. Doktrinde de, bu yönde bir görüş hakimdir. Fakat işbu inşaata haciz anından önce başlanmış olup haciz esnasında hala devam edilmekte ise, bu noktada borçlu haczedilmezlik iddiasında bulunma hakkına haizdir. Haciz anından sonra başlatılan inşaat, borçlunun boş arsanın haczinden kaçınmak için kötü niyetli olarak hareket ettiğinin bir göstergesi olabilir.

Nitekim borçlunun meskeniyet iddiasında bulunduğu ev üzerinde bir alt yüklenici ya da zanaatkâr tarafından konulmuş kanuni ipotek söz konusu olursa, haczedilmezlik iddiası öne sürülemez. Ayrıca, ipotek alacaklısı lehine evini ipotek ettiren borçlu, bu alacaklıya karşı haline münasip ev iddiasında bulunamaz. Bu istisna yalnızca ipotek alacaklısı için geçerlidir. Bu durumda, borçlu, diğer alacaklıları açısından haczedilemezlik iddiasında bulunmasını gerektiren bir durumun varlığı halinde, söz konusu hakka haiz olacaktır.

Borçlunun evini üçüncü kişiye devretmesi durumunda, söz konusu tasarruf iptal edilirse, borçlunun artık bu iptal kararı sonrası haczedilmezlik iddiasında bulunabilmesi mümkün değildir; fakat mirasçılarının bu hakkı saklıdır. Bu durumun, borçlunun hacizden sonra meskeninin satışından önce söz konusu taşınmazını üçüncü bir kişiye devretmesini önlemek adına caydırıcı olduğu söylenebilir.

Öte yandan, borçlunun iki evi mevcutsa ve bu iki evin toplam bedeli borçlunun ve ailesinin gereksinimlerini karşılayabilecek bir meskenin bedelinden fazla ise, bu durumda da yine borçlu haczedilmezlik iddiasında bulunamaz .

Haline Münasip Ev İddiasında Şikâyet Kurumu

İcra ve İflas hukukunda şikâyet, madde 16’da düzenlenmiştir. İlgili madde hükmü gereği, kanunda çözümü mahkemeye bırakılmış haller dışında, icra ve iflas dairelerinin yapmış olduğu hukuki muamelelere karşı şikâyet hakkı mevcuttur. Bu kapsamda, icra memuru tarafından yapılan işlemlerin, kanuna aykırı ya da hadiseye uygun olmaması sebebiyle icra mahkemesine müracaat edilebilir.  Madde hükmünde, şikâyet süresi olarak yedi günlük bir süre öngörülmüş olup, bir hakkın sebepsiz yere sürüncemede bırakılması ya da yerine getirilmemesi sebebiyle ilgilinin her zaman şikâyette bulunabileceği belirtilmiştir. Meskeniyet iddiasına yönelik şikâyette bulunmak için ilgililer süresi içinde icra mahkemesine başvuruda bulunabilir.

Doktrinde, meskeniyet haczi ile ilgili icra memurunun yapmış olduğu işlemlere yönelik şikâyetin süresinin yedi gün olduğunu öngören ve şikâyetin süresiz olduğunu belirten görüşler mevcuttur. Yargıtay’ın bu konudaki görüşü, yedi günlük bir süreye tabi olduğu ve bu sürenin de haczin öğrenildiği tarihte başlayacağı yönündedir. Kanımızca, yasal süre Yargıtay kararında belirtildiği üzere yedi gündür.

İcra ve İflas Kanunu madde 22 hükmü gereği, şikâyet icra mahkemesi tarafından karar verilmedikçe icrayı durdurmayacaktır. Bu kapsamda, hâkim kararı olmadıkça haline münasip evin haciz ve satış işlemleri devam edecektir.

Şikâyet hususunda yetkili icra mahkemesi, işlemi yapan icra dairesinin bağlı bulunduğu icra mahkemesi ya da istinabe gerçekleşmişse, istinabe edilen icra dairesinin bulunduğu yer icra mahkemesidir. İcra mahkemesinin meskeniyet şikâyetine yönelik yaptığı incelemede, duruşma yapmadan dosya üzerinden karar vermesi usule aykırı olacaktır. Bu noktada, mahkemece yapılacak incelemede borçlunun meskeniyet iddiası, hem sübjektif hem de objektif kıstaslara göre belirlenmelidir. Yapılan başvuru üzerine, icra mahkemesi meskeniyet şikâyetine konu taşınmazın bulunduğu yerde bilirkişi ve keşfe başvurarak taşınmazın değerinin tespit edilmesini sağlar. Bu kapsamda, borçlunun bilirkişi ve keşif masraflarını mahkeme veznesine süresi içinde yatırmaması halinde, şikâyetinden vazgeçmiş olduğu kabul edilir. İcra mahkemesinin şikâyet başvurusuna yönelik vereceği karara karşı kanun yoluna gidilebilir ve bu durumda borçlu, temyiz, karar düzeltme ve yargılamanın iadesi kanun yollarına başvurabilmektedir.

Borçlunun haline münasip evinin haczi konusunda, takdir yetkisi icra müdüründedir ve bu husustaki takdir yetkisinin yerindeliği hususundaki denetimi, ilgilinin şikâyet başvurusu üzerine icra mahkemesi yapmaktadır. İcra mahkemesinin bilirkişiye yaptırdığı değer tespitinde, haline münasip ev iddiasında bulunulan mesken, borçlu ve ailesi için gereksinimlerini karşılayacak nitelikte bir meskenin değerinden fazla ise, bu durumda haczedilmezlik iddiasında bulunulamaz ve konutun haczine karar verilir.  Nitekim söz konusu taşınmaz haczedilip satılır ve bu satıştan elde edilen bedelin bir kısmı, haline münasip bir ev satın alabilmesi için borçluya bırakılır. İİK madde 82 ek fıkra hükmünde de bu hususa değinilmiştir. Fakat bu durumda borçlunun gereksinimlerini karşılayabilecek düzeyde bir evin değerinin, söz konusu taşınmaz paraya çevrilmeden önce tespit edilmesi gerekir.

Ancak, evin değeri haline münasip alabileceği bir evin değeri ile aynı ya da daha düşük ise, bu durumda borçlunun meskeniyet iddiası kabul edilir ve haczedilen ev üzerindeki haciz kararı kaldırılır. Yargıtay’ın da bu yönde kararları mevcuttur. Ayrıca Yargıtay’a göre, icra müdürü borçlunun haline münasip evini haczetmek zorundadır; çünkü haczedilmezlik niteliğini dikkate alacak makamın icra mahkemesi olduğu kanısındadır. Yargıtay, kanımızca borçlunun haczedilmeyen evi hakkında icra mahkemesi karar verene kadar, üçüncü kişiler lehine tasarrufta bulunulmasının önüne geçmek amacıyla bu yönde bir karar vermiştir.

Bilirkişi tarafından hazırlanacak değer tespit raporunda, öncelikle borçlunun haciz anına kadar sosyo-ekonomik durumu, bakmakla yükümlü olduğu çocuk sayısı ve bu çocukların öğrenim durumu, kronik rahatsızlığı olan kişilerin varlığı gözetilerek haline münasip evin kıymet takdiri gerçekleştirilmelidir. Bu noktada, sübjektif ve objektif ölçütlere göre borçlunun makul düzeyde ihtiyaçlarına cevap verecek nitelikte bir evde ikamet etmesi amaçlanmaktadır.

Ayrıca, meskenin haline münasipliği takdir edilirken ve borçluya haline münasip başka bir ev alabileceği tutar hesaplanırken, evin keşif yapıldığı andaki değeri esas alınmalıdır.

Yargıtay kararlarında, bilirkişi raporlarında taşınmazın değerinin eksik veya yanlış hesaplanması durumunda, ek bilirkişi raporu talep edilmekte ya da mahkemece yeniden keşif yapılması yönünde hüküm kurulmaktadır. Ayrıca, Yargıtay’a göre, borçlunun makul ölçüde oturabileceği haline münasip bir evin, taşınmazın bulunduğu semtin haricinde daha mütevazı semtlerde de olabileceği fikri hakimdir. Bu nedenle, borçlunun taşınmazının bulunduğu semtte haline münasip bir ev hususunda değer takdiri yapan bilirkişinin, söz konusu raporu yetersiz bulunmakta ve mahkeme tarafından ek bilirkişi raporu talep edilmektedir.

Yargıtay, meskeniyet iddiasına yönelik bir şikâyette, taşınmaz yönünden aynı mahkemece yakın tarihte farklı bir dosyada bilirkişi değer tespit raporu alınmış ise, söz konusu raporun şikâyete konu dosyada da kullanılabileceğine yönelik hüküm kurmuştur. Bundan dolayı, aynı mahkeme tarafından daha önceden değeri tespit edilen taşınmaz hususunda, tekrar bilirkişi raporu almaya gerek olmadığı kanaatindeyiz.

Öte yandan, meskeniyet iddiası nedeniyle haczedilemezlik şikâyetinde, şikâyete konu taşınmazın salt değerinin ele alınamayacağı, taşınmazın bulunduğu arsanın da değerinin hesaplamaya dâhil edilmesi gerektiği, bu kapsamda ortaya çıkacak değer ile borçlunun haline münasip alabileceği ev değeri arasında karşılaştırma yapılarak karar verilmesi gerekmektedir. Kanımızca da, bilirkişi tarafından arsanın değeri hesaba katılmadan hazırlanan değer tespit raporu yetersiz olacaktır ve yeni ek bir rapor ile taşınmazın ve arsa değerinin göz önüne alınarak değer takdiri yapılması gerekmektedir.

Haline Münasip Ev İddiasından Feragat

Borçlunun meskeniyet iddiasından feragat etmesi, o ev hakkında haczedilmezlik iddiasında bulunamayacağının göstergesidir. Bu iddiasından vazgeçmesi yalnızca söz konusu icra talebine yönelik olacaktır ve borçlu, aleyhine yapılabilecek başka bir takip söz konusu olduğunda meskeniyet iddiasını öne sürebilecektir.

Yargıtay’a göre, borçlu herhangi bir alacaklısı için meskeni üzerine ipotek tesis etmişse, bu noktada diğer bütün alacaklılarına karşı meskeniyet iddiasından feragat etmiş kabul edilir.

MK madde 893/1 ve 894 hükümlerinde belirtilen tescile tabi kanuni ipotekler açısından, borçlu diğer alacaklılarına karşı haczedilmezlik iddiasını öne sürebilir. Alt yüklenici veya zanaatkârlar lehine tesis edilen kanuni ipoteğin varlığı halinde, borçlu bu kişilere karşı haczedilmezlik iddiasında bulunamayacaktır, fakat diğer alacaklılarına karşı bu hakka haizdir.

Yargıtay’a göre de, söz konusu ipoteği ev kredisi aldığı banka lehine tesis etmesi halinde, bu ipotek diğer alacaklılarına karşı bu iddiasından vazgeçtiği anlamına gelmemektedir. Banka lehine kurulan ipotek zorunlu ipoteklerden olduğundan, borçluya haczedilmezlik iddiasını başka alacaklılara karşı ileri sürebilme imkânı tanınmıştır.

Borçlunun meskeniyet iddiasına yönelik icra mahkemesine şikâyette bulunmaması halinde, bu durum hukuki açıdan geçerli bir feragat olarak kabul edilir. Kanunda öngörülen şikâyet süresi, hak düşürücü sürelerdendir ve bu kapsamda borçlunun şikâyet süresinin mahkeme tarafından uzatılması da söz konusu değildir. Yargıtay, bu hususta borçlunun takipten haberdar olmasına rağmen, yasal süresinden sonra yaptığı gecikmiş itiraz başvurusunun usulden reddine karar vermiştir. Süresinde şikâyet hakkını kullanmayan borçlu, icra müdürü tarafından yapılan mesken haczi işlemini kabul etmiş sayılır.

Nitekim İcra ve İflas Kanunu madde 83/A hükmü gereği, 82. Ve 83. Maddelerde belirtilen mal ve hakların haczedilebilir niteliklerinden feragat anlamına gelecek her türlü anlaşma geçersiz olarak kabul edilir. Kanaatimizce, bu hükmün amacı, borçlunun meskeniyet iddiasında bulunabilme hakkının kötü niyetli üçüncü kişilere karşı korunmasıdır.

Son olarak, borçlunun meskeniyet iddiasından feragat etmesi, onunla birlikte ikamet eden aile üyeleri açısından bağlayıcı değildir ve onların haczedilmezlik iddiasında bulunma hakkı saklıdır.  Aile üyeleri, borçlu kendi hakkından feragat etmiş olsa bile, alacaklılara karşı haline münasip ev iddiasında bulunabilecektir.

KAYNAKÇA      

AKCAN, Recep, “Borçlunun Haline Münasip Evi ve Bilirkişiye Başvurulması”, Selçuk Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, Yıl: 2012, Cilt: 20, Sayı: 1, (s. 79-100).

AKİL, Cenk, “Yargıtay Kararları Işığında Haline Münasip Evin Haczedilmezliği (Meskeniyet) İddiası (İİK m. 82/12)”, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, Yıl: 2011, Cilt: 60, Sayı: 4, (s. 775-808).

ASLAN, Kudret, “Hacizde Sıra (Tertip)”, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, Yıl: 2005, Cilt: 54, Sayı: 2, (s. 269-318).

ARSLAN, Ramazan/ YILMAZ, Ejder/TAŞPINAR AYVAZ, Sema, vd., İcra ve İflas Hukuku, 4. Basım,Yetkin Yayınevi, Ankara, 2018.

BORAN GÜNEYSU, Nilüfer, “İcra Hukukunda Aşkın Haciz”, Gazi Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, Yıl: 2016, Cilt: 20, Sayı: 4, (s. 25-60).

ÇAKMAK, Gazi, Hukuk Sözlüğü, 2. Basım, Umut Kitap, İstanbul, 2015.

DÖNMEZ, R. Murat, İcra ve İflas Hukukunda Meskeniyet İddiası, 1. Basım, Güncel Yayınevi, İzmir, 2009.

DÖNMEZ, R. Murat, “Aile Konutunun Haczi”, Türkiye Barolar Birliği Dergisi, Yıl: 2008, Sayı: 77, (s. 349-358).

KURU, Baki, İcra ve İflas Hukuku El Kitabı, 2. Basım, Adalet Yayınevi, Ankara, 2013.

ÖNDER ÖZBAKIR, Senem, Borçlunun Haline Münasip Evinin Haczedilememesi (Meskeniyet İddiası-İKK. M. 82/12), Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi, İstanbul, Kadir Has Üniversitesi, 2010.

POSTACIOĞLU, İlhan E./ALTAY, Sümer, İcra Hukuku Esasları, 5. Basım, Vedat Kitapçılık, İstanbul, 2010.

UYAR, Alper, “Meskeniyet Haczi”, İzmir Barosu Dergisi, Yıl: 2014, Sayı: 3, (s. 257-269).

ÜSTÜNDAĞ, Saim, İcra Hukukunun Esasları, 8. Basım, Filiz Kitapevi, İstanbul, 2004.

YALÇIN, Mehmet, İcra ve İflas Hukukunda Mesken Haczi, Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi, İstanbul, İstanbul Kültür Üniversitesi, 2009.

 

 

Haline münasip ev, meskeniyet iddiası, haczedilemezlik, borçlunun haline münasip evinin haczedilemezliği iddiası, Haline münasip ev, meskeniyet iddiası, haczedilemezlik, borçlunun haline münasip evinin haczedilemezliği iddiası, Haline münasip ev, meskeniyet iddiası, haczedilemezlik, borçlunun haline münasip evinin haczedilemezliği iddiası, Haline münasip ev, meskeniyet iddiası, haczedilemezlik, borçlunun haline münasip evinin haczedilemezliği iddiası